29 Eylül 2013 Pazar

Jennifer L. Armentrout - Oniks | Lux #2 || Kitap Yorumu

Orjinal Adı: Onyx
Türkçe Adı: Oniks
Seri: Lux #2
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Çevirmen: Bilge N. Zileli Alkım
Sayfa Sayısı: 396
Basım Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: DEX
Satın Almak İçin: D&R | İdefix | Kitap Sihirbazı




Lux 2 Oniks Daemonla aramızda bir uzaylı bağı olmasının muhteşem olduğunu düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.Gerçi bu bağa rağmen ona direnmeye kararlıyım. Ama bunu yapmak hiç de kolay değil çünkü Daemon (kahretsin!) gittikçe gözüme daha da taş gibi görünüyor. Üstelik bu sefer Arumlardan çok daha büyük bir problemimiz var. Savunma Dairesi kasabada.Eğer Daemonın yapabildiklerini keşfeder ve benim de onunla bağım olduğunu anlarlarsa ikimizi de mahvedecekler. Bu arada okula yeni biri geldi ve herkesten gizlediği bir sırrı var. Bana neler olduğunu biliyor, yardım da edebilir ama bunun için (sanki mümkünmüş gibi) Daemona yalan söylemeli ve ondan uzak durmalıyım. Kimi kandırıyorum ben?!Kimse sonsuza kadar yalan söyleyemez.Ultra yakışıklı ve ultra odun Daemon Black geri döndü!Lux serisi, OBSİDİYENden sonra 2012nin en iyi genç yetişkin kitabı seçilen ONİKS ile tam gaz devam ediyor. Daemona karşı koymanın imkânsız olduğunu artık siz de çok iyi biliyorsunuz..

Obsidiyen bittikten  sonra uykuya yenilsem de ertesi sabah gözümü açtığım gibi Oniks'e saldırdım. Evet saldırdım çünkü merak seviyem tavan yapmış acaba ne olacak nasıl devam edecek diye kendimi parçalamıştım. Okumaya başladığım gibi aynı gün içerisinde bitti Oniks. O kadar yoğun bir aksiyon var ki kitabın içerisinde heyecan hiç düşmüyor ve bu kitapta işler biraz daha kızışıyor. 

Anlatmak istiyorum ama anlatırsam kendimi tutamayıp çok fazla derinlere inip spoiler vericem biliyorum o yüzden bundan sonrasını okurken dikkat edin derim.

Bu kitapta ilişkiler biraz daha rayına oturuyor diyebilirim. Özellikle de Daemon ve Katy için. Ama Oniks, Obsidiyen gibi ağırlığı ilişkilere vermemiş bu sefer ki kitabın içerisinde her şey var. Bir de yeni eleman Blake var! Kim bu Blake? Katy'nin inandığı gibi iyi biri mi yoksa Daemon'ın karşı koyduğu gibi güvenilmez mi? Blake işin içine girdiğin de Daemon'ın kıskançlığını görüp aha aşk üçgeni geliyor diye içinizden geçirsenizde Blake'in inanılmaz kişiliği her şey alt üst edip tüm gidişatı şaşırtıyor. 

Obsidiyen de Daemon Katy'i iyileştirmiş ve aralarında bir bağ oluşmuştu. Oniks'te öğrendik ki bizim küçük kedicik uzaylı özellikleri kazanmaya başlamış. 
Tüm bunların yanında bizim yakışıklı, ukala, kibirli öküzümüz gitmiş yerine aşk adamı, kıskanç , şirin bir Daemon gelmiş. (Burda devreye Sertap Erener şarkısı giriyor; ÖYLEDE GÜZEL, BÖYLEDE GÜZEL) Ne yalan söyleyeyim Daemon'ın davranışları derin bir OFFF çektiriyor insana. Hani her erkek böyle öküz olsa keşke neyse neyse Daemon'dan sıra kitaba gelemiyor. Artık nasıl etkilendiysem. 
Bizim Daemon, Blake'e öyle bir kancayı takıyor ki çocuğa kendi adı dışında B ile başlayan tüm isimleri söylüyor. Bo, Brad, Bart, Biff vs vs. bu yerlerde kahkaha atmaktan kendimi alamadım. 
Tüm bunların dışında ortadan sırra kadem basan Daemon'ın ikiz kardeşi  Dawson (adını yanlış yazmışta olabilirim) ve onun sevgilisi Bath'in akibetini bu kitapta görüyoruz. Ve en acısı bu kitapta ölüm acısını yaşıyoruz. Katy'nin dangalaklığı yüzünden yan karakterlerden biri hayatını kaybediyor kim olduğunu okuyupta öğrenin bir zahmet! Ama aman yan karakterdir nolcak demeyin bu şahsın ölümü pek çok şeyi etkiliyor. 
Durmazsam kitabı anlatıcağımı farkederek duruyorum ve diyorum ki ALIN OKUYUN, OKUTTURUN!
Bu arada kitap öyle bir yerde bitti ki!! 
Aynen böyle oldum! Delirdim kudurdum, Allahtan 3. kitap çevrilmiş, hazır ve nazır durumda yoksa kafayı yiyebilirdim. Ve yine iyi ki 3 kitabı birlikte almışım yoksa sabahın köründe kitapçı yollarına düşerdim.

3. kitap daha güzel diyorlar bakcaz görcez artık.


Dipnot: Şu kapağında karakterlerin resmini kullanan kitaplara gıcık olurum normalde ama Obsidiyen  de Daemon iyidi hoştu sevdik, ettik ama bu kitabın kapağında Katy hiç mi hiç sevmedim ben hayal dünyamda Katy'i masum bir güzelliği olan bir kız olarak hayal etmiştim ama bu nedir arkadaş şeytan gibi bir kızı koymuşlar kapağa bundan Katy değil olsa olsa Ash olur.
Neyse sakinim. Kitapların güzelliği kapağa olan kızgınlığımı yatıştırıyor.

Altı Çizili Cümleler:

"Biz ne yapacağız böyle, Kedicik?"
Gür sesi tüylerimi diken diken etmişti. "Bilmiyorum ki."
"Aklıma bir şeyler geliyor."
Sırıttım. "Geliyordur elbette."
"Duymak ister misin? Gerçi ben anlatmayı değil de göstermeyi daha iyi beceririm."
"Nedenini bilmesem de sana inanıyorum."
"İnanmıyorsan sana küçük bir ön gösterim yapabilirim." Durdu, sesindeki neşeyi duydum. "Zaten siz kitap kurtları ön okumalara da bayılırsınız, değil mi?"

-Yavaşça yutkundu. "Sadece?.." Bir duraklama oldu ve kalbim tekledi. "Sadece sana sarılabilir miyim? Bütün... bütün istediğim bu." 

27 Eylül 2013 Cuma

Kitap Alışverişi #5

İşte bir telefona kavuşmayı bu yüzden seviyorum. Fotoğraflamak için kimseyi beklemek zorunda kalmıyorsun. Aslında bu kitaplar 2 haftada toplam olarak aldığım kitaplar ama yazısını toplu yazmak istedim.Bu ay benim için kitap alışverişi açısından epey verimli oldu. Yani evdeki okunmamış kitaplarımı hesaba kattığım zaman annemin bu kadar kitabı aldırmasına mucize diyebilirim.

Ama Özge'nin de dediği gibi bu bir hastalık yani karşı koyamıyorum. Yani söz konusu kitap olduğunda doyumsuzum, kabul.

Bu ayda doyumsuzluğum tavan yaptı sanırım. Aslında fırsatını bulmuşken kaçırmadım diyebilirim.


Agatha Christie'nin okuyacağım ilk kitabı Köşkteki Esrar olacak neden bunu seçtim bilmiyorum ama iç güdüsel olarak bunu seçtim. Umarım beni yazardan komple soğutup uzaklaştırcak bir kitap çıkmaz. Çok üzülürüm zira. Tatlı Bela serisi (yada serinin adı her ne ise) yine merakıma yenilerek aldığım kitaplardan çoğu kişinin övgüsünü toplayan seri umarım beni pişman etmez. Çünkü başlarken büyük bir beklenti içerisinde olucam! Lux serisi ise sürekli almakta tereddüt ettiğim bir türlü elimin gitmediği bir seriydi (bu kadar geç kaldığım için lanetler ediyorum!) Aldığım gibi tatlı bela ile arasında kaldım ve Özge'nin teşviği ile Lux'e başladım. İyiki başlamışım diyorum. 4 günde 3. kitaptayım ve bittiğinde daha yok muuu diye çığlık atabilirim. İnanılmaz sürükleyici^^ Yine DEX yine bir seri Beni Seç'te yine çok fazla denk gelip merak ettiğim bir seri. Nasıl olduğuna dair en ufak bir fikrim yok ama yine inşallah pişman olmam dediklerimden.
Neredesin Bernadette, Mart Menekşeleri, Gülümse Anılara, D&R'ın 9.90 kampanyasından ilgimi çekenler oldu. Cam Kırıkları Parkı ise uzun zamandır istediğim bir kitaptı. Normal fiyatı 16.00 tl iken D&R'ın 9.90 kampanyasında görünce saldırdım diyebilirim.

Lux Serisi bittikten sonra Tatlı Bela'ya başlamayı düşünüyorum. Ama öncelik vermemi düşündüğünüz başka bir kitap varsa yorumlara açığım.

Şimdiden mutlu hafta sonları:)

Jennifer L. Armentrout - Obsidiyen | Lux #1 || Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Obsidian
Türkçe Adı: Obsidiyen
Seri: Lux 1
Yazar: Jennifer L. Armentrout
Çevirmen: Bilge N. Zileli Alkım
Sayfa Sayısı: 360
Basım Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: DEX
Satın Almak İçin: D&R | İdefix | Kitap Sihirbazı



Lux 1 -Obsidiyen Her şeye yeniden başlamak çok berbat.
Annemle birlikte Batı Virginiaya taşındığımızda, kendimi sıkıcı işlere adamıştım, ta ki tüyler ürpertici yeşil gözleri ve kaslı vücuduyla yan komşumuz karşımda dikilene kadar.
Ama işler tahmin ettiğiniz gibi gitmedi.
O, ağzını açtı.
Daemon hem kabaydı hem de kendini beğenmiş bir pislikti.
Birbirimizden hoşlanmamıştık. Tam hikâye burada bitiyordu ki bir kazaya uğradım ve Daemon zamanı dondurarak beni kurtardı.
Yakışıklı uzaylı komşum üzerimde bir iz bırakmıştı.
Yanlış okumadınız. O, bir uzaylı. Daemon ve kız kardeşinin yeteneklerini çalmak isteyen düşmanları vardı ve Daemonın bıraktığı iz bütün düşmanları başıma toplamıştı.
Bu korkunç durumdan canlı kurtulmak içinse tek yapmam gereken üzerimdeki uzaylı izi etkisini yitirene kadar
Daemonın yanından ayrılmamaktı.

Normalde paranormal kitaplardan olabildiğince uzak dururum nedenini bende pek bilmiyorum ama tarzım değil gibi hissediyorum işte. Allah biliyor ya Lux serisini de almak için defalarca tereddütte kaldım ama son kitap alışverişimde, her yerde karşıma çıkan ve herkesin öve öve bitiremediği bu seriyi görmezden gelemedim. Aldım ve hemen başladım. KİTABI ELİMDEN BIRAKAMADIM!!

Bunca zaman tereddüt ettim diye kendime kızdım bir de. Kurgusu öyle iyiydi ki. Çok iyileri teğet geçerek artık vampir kurt adam meseleleri sıkıcı gelmeye başlamıştı. Ve bu cidden farklı  ve güzeldi.
Eğlendim okurken hemde çok fazla, Katy ve Daemon diyologları ciddi anlamda harikaydı. Ve herkes gibi bende Daemon'a hasta oldum.
Daemon; ukala, öküz, kibirli, sinirli ve uzaylı!
Katy ise onun aksine; kendi halinde bir kitap kurdu.
Kitabın asıl konusuna gelirsek;
Katy babasını kanserden kaybettikten sonra, annesi daha fazla o evde yaşayamayacağına karar verip her şeyi geride bırakıp yeni bir hayata başlamak için Florida'dan Batı Virginia'ya taşınıyorlar. Katy en yakın marketin yerini sormak için yan komşusunun kapısını çalıyor ve kapıyı yüreğini hoplatacak kadar yakışıklı biri açıyor, Daemon. Daha ilk görüşte Katy'nin içinde bir şeyler kopsa da Daemon ağzını açar açmaz kıza sinir krizi geçirtiyor. Her kelimesi ayrı terleme, ayrı hakaret. Market'in yerini öğrenen Katy hem markete doğru ilerliyor hemde Daemon'a sövüyor. Ve markette Dee ile yani huy olarak Daemon'un tam tersi olan ikizi ile tanışıyor. Dee öyle sevimli ve içten ki Katy ile yakın zamanda çok iyi arkadaş oluyorlar, her ne kadar Daemon bu dostluğa sıcak bakmayıp ikisini uzaklaştırmaya çalışsa da Katy'nin inadı sayesinde bunu pek başaramıyor. 
Zaman içerisinde Daemon'un bu kadar zıt çıkmasında bir gariplik olduğunu sezen Katy olanlara bir anlam veremese de kısa zamanda Daemon onun hayatını iki kez kurtardığında gerçekler istemeden de olsa ortaya çıkıyor. Katy'nin yan komşuları aslında uzaylı!
Olaylar umulmadık şekilde gelişip sizi hayrete düşürüyor. İlk kitap biter bitmez ikincisine sarılırken buluyorsunuz kendinizi, inanılmaz sürükleyici.


Altı Çizili Cümleler:

"Neden bu kadar dangalaksın?" Sözcükler, iyice düşünmeden ağzımdan dökülüvermişti.
"Herkes bir konuda uzmanlaşmalı, değil mi?"
"Şey, harika bir iş çıkarıyorsun." 

Oldum olası kendimi kitapların arasında kaybedebilirdim. Kitaplar her zaman memnuniyetle balıklama atladığım, bir kaçış yolu olmuştu.

Dipnot: İkinci kitabı da bugün bitirdim bir aksilik olmazsa yorumu akşam blogta olur.
Birazdan 3. kitaba başlayacağım ama beni üzen 4. kitabı beklemenin zorluğu olcak.

22 Eylül 2013 Pazar

John Green - Aynı Yıldızın Altında || Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Fault In Our Stars
Türkçe Adı: Aynı Yıldızın Altında
Yazar: John Green
Çevirmen: Çiçek Eriş
Sayfa Sayısı: 320
Basım Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus 
Satın Almak İçin: D&R | İdefix | Kitap Sihirbazı



Hayatın Anlamını Bulmanın, Âşık Olmanın ve Alınan Her Nefesin Farkına Varmanın Öyküsü
On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace'in birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.
Fakat Augustus Waters isimli yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'nda boy gösterince Hazel'ın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır...
"Hayata, ölüme ve araya sıkışanlara dair bir roman olan Aynı Yıldızın Altında, John Green'in en iyi kitabı. Kahkaha atıyor, ağlıyor, hızınızı alamayıp tekrar okuyorsunuz."
Markus Zusak, Printz ödüllü bestseller yazarı "Aynı Yıldızın Altında evrensel konuları ele alıyor: Sevilecek miyim? Hatırlanacak mıyım? Bu dünyada bir iz bırakabilecek miyim?"
Jodi Picoult, New York Times bestseller yazarı"Dâhiyane... Çok etkileyici... Güçlü ve saf duygularla korkusuzca yüzleşebiliyor." TIME"Green, okurların aklından uzun süre çıkmayacak, göz kamaştıran iki gencin öyküsünü iyi bir gözlem yeteneği ve empatiyle anlatarak, rafta duracak bir kitaptan ötesini yazmayı başarmış." People"Bu romanı çekici kılan şey dakikada bir heyecanlı bir patlama yaşanması değil, 'sayılı günler içinde sonsuzca' yaşamaya çalışan karakterlerin gerçekliği."
The Washington Post"Buruk bir komedi, akılları baştan alacak bir romantizm ve insana hayat ile ölüme dair sorulan büyük soruları keyifle ve uzun uzun düşündüren bir kitap."
Horn Book"Aynı Yıldızın Altında bir aşk hikâyesi. Son dönem edebiyatın en içten ve dokunaklı romanlarından biri ama aynı zamanda korkunç bir zekâ, cesaret ve hüznün varoluşsal trajedisini de anlatıyor." Lev Grossman, TIME


O kadar uzun zamandır okumayı istiyordum ki bu kitabı okumayı. Sürekli bir sorun çıktı alamadım falan derken en son aldım ama okuma şenliği kapsamındaki kitaplardan sıra gelmedi. Her şey bittikten sonra sonunda dedim ve başladım okumaya. Yapılan yorumların 10'da 9'u kitabın -aşırı- duygusal olduğu yönündeydi. Ve bende her şeye ağlayabilen bir insan olduğumdan kitaba nedense nerde ağlıcam acaba, aha şimdi ağlıcam diye başladım ama hiç ağlamadım. Yer yer gözlerim doldu elbette ve evet hüzünlendim ama öyle hüngür hüngür ağlamadım. Tabi kitap içimde bir yerlere dokundu bunu inkar edemem.

Kitabın konusuna gelirsek; -Spoiler İçerebilir- Baş kahramanımız Hazel Grace troid kanseri ve sürekli oksijen tüpüne bağlı olarak gezmekte. Hazel hastalığı dolayısı ile kendini dış dünyaya hemen hemen kapatmış. Arkadaş edinmekten kaçınan sadece ailesini yakınında tutan bir kız ama annesinin ısrarları ile Kanserli Çocuklar Destek Grubuna katılır. Hiç istemeden gittiği o grupta ise hayatının mucizesi Augustus ile karşılaşır. Augustus destek grubuna sürekli gelen biri değil sadece arkadaşı Isaac'e destek olmak için gelmiştir ancak Hazel ile yolları o gün orda kesişir ve aslında bir daha hiçbir şey eskisi olmaz. Augustus da bir zamanlar kanser hastası olmasına rağmen o dönemde Hazel'e oranla çok daha sağlıklı. 
Daha öncede dediğim gibi Hazel kendini biraz insanlardan soyutladığı için aşka inanması ve yaklaşması çok kolay olmuyor. Çünkü o (kitaptaki içimi burkan benzetme ile) çevresindeki insanların hayatlarında el bombası gibi olmak istemiyor. Öldükten sonra onlarda sadece acı ve bir yara izi bırakmak istemiyor.Ancak aşk bir şekilde ele geçiriyor Hazel Grace'i ve o bunu şu şekilde ifade ediyor. "O okurken uykuya dalar gibi aşık oldum; önce yavaş yavaş, sonra bir anda." Öyle içime dokundu ki bu ifadesi. 
Ayrıca Hazel'ın bir baş ucu kitabı var defalarca okuduğu ve asla okumaktan bıkmadığı;  Peter Van Houten - Görkemli Izdırap kitap boyunca kitabın gerçek olup olmadığı kafamı kurcalayıp durdu. Dayanamadım, Google'da arattım ama maalesef bu kitapta yazarımız John Green'in kurgusundan başka bir şey değilmiş keşke gerçek olsa demeden de edemedim. Ki gerçek olsaydı bende kısmen Hazel gibi sonunun merakı ile yaşayamazdım.
Aynı Yıldızın Altında bana kalırsa sıradan bir aşk hikayesi değil. Yani aslında sadece bir aşk hikayesi değil. Kitap bize masum bir aşkın gölgesinde, kanserli çocukların ve onların yakınlarının yaşadıklarına da ışık tutuyor.
Aslında anlatcak bir çok şey var ama zaten bir sürü spoiler verdim birazı da süpriz kalsın.
Merak eden ve benim yorumumu bekleyen arkadaşlarım; alın okuyun, pişman olmazsınız.
Puanım; 5/5
Altı Çizili Cümleler:
  • Aşk her halükarda sözünü tutmak demek. Syf 67
  • Acı hissedilmeyi talep eder. Syf 69
  • "Peki" dedi sonsuzluk kadar uzun gelen bir süre sonra. "Belki peki bizim sonsuza dek'imiz olur." "Peki," dedim. Syf 79
  • Evlerin tuhaf yanı hayatlarımızın büyük kısmı içlerinde geçmesine rağmen dışarıdan sanki hiçbir zaman hiçbir şey olmuyormuş gibi görünmesi. Syf 146

18 Eylül 2013 Çarşamba

Rauda Jamis - Frida Kahlo; Aşk ve Acı || Kitap Yorumu

Orjinal Adı: Frida Kahlo
Türkçe Adı: Frida Kahlo, Aşk ve Acı
Yazar: Rauda Jamis
Çevirmen: Hülya Uğur Tanrıöver
Sayfa Sayısı: 304 + 16 syf fotoğraf albümü
Basım Yılı: 2002
Dili: Türkçe
Yayınevi: Everest Yayınları
Satın Almak İçin: D&R | İdefix




"Gecelerim, çarpan kocaman bir yürek gibi. Gecelerim aysız; pencereden süzülen gri ışığa gözünü kırpmadan bakıyor. Gecelerim ağlıyor, yastığım nemli ve soğuk. Gecelerim beni yokluğuna itiyor; seni arıyorum, yanımdaki dev bedenini, soluğunu, kokunu arıyorum. Neredesin? Bedenim, şu sakat külçe, senin sıcaklığında bir an kendini unutmak istiyor. Gecelerim paçavraya dönmüş bir yürek. Gecelerim beni aşkla tutuşturuyor, ama senin eksikliğini çektiğini biliyor ve bu gerçek karanlıkta bir bıçak gibi parlıyor. Gecelerim sana uçabilmek, seni uykunda sarmalayıp bana getirebilmek için kanatları olsun istiyor. Ama gecelerim her türlü deliliğin yasak olduğunu ve düzensizlik yarattığını biliyor. Gecelerim senin ve benim hazza eriştiğimizi görmek için röntgencilik yapmak istiyor, ama bedenim birkaç sokağın ya da adi bir coğrafyanın bizi ayırdığını anlayamıyor..."
Arka Kapak

Frida ile 3 sene önce tanışmıştım ingilizce hazırlık kitabımda taa o zamandan beri aklıma kazınmıştı. Onca acıya rağmen ayakta durabilen güçlü bir kadın. Üstelik çoğumuzun acı sandığı şeylerin acı bile olmadığını görüyorsunuz onun hayatına baktığınızda.. Bu kitabı uzun zamandır okumak istiyordum ama beni sarscağını bildiğimden duygusallığımın en aza indirgenmiş zamanlarında okumayı bekledim hep. Okurken ağlamadım belki ama içimde bir yerlere dokundu Frida. Tam anlamıyla şanssızlıklar prensesi bir kadın var karşınızda. Kitabın sonlarına doğru artık dedim ki ben olsaydım intihar ederdim herhalde. O kadar zor ki.. Geçirdiği çocuk felci yüzünden bacağında problemler olan Frida'nın hayatı 19 yaşında geçirdiği bir trafik kazası ile tamamen tepetakla gelecektir. 17 Eylül 1925'te okuldan eve dönerken sevgilisi ile içinde bulunduğu otobüse tren çarpar ve Frida ağır yaralanır. Hayatı boyunca kaza sonucunda kırılan omurgaları ve bacağındaki problem yüzünden 32 tane ameliyat geçirip en son bacağı kesilecektir. Tüm bu sağlık problemlerinin dışında duygusal dünyasında da sürekli çalkantılar yaşayan Frida tüm bunların içerisinde ayakta durabildiği için gerçekten çok güçlü bir kadındır benim gözümde.Hayatta en çok istediği şeylerden biri çocuk sahibi olmak olmasına rağmen Frida hamile kaldığı 3 çocuğunu da kaybedecektir ve bunları büyük bir acı ile resmetmiştir. Kocası (ünlü ressam) Diego Rivera'yı ölümüne sevmiştir Frida öyle ki Diego'nun tüm çapkınlıklarını, kaçamaklarını sineye çeker, kabullenir. En iğrencini bile. Diego bir dönem Frida'nın öz kardeşi Christina ile aşk yaşacaktır. Frida ile Diego bir dönem boşansalar da daha sonra tekrar bir araya gelip evlenirler. Frida'nın hayatına Diego'dan başkaları da girse onun sonsuz ve daimi aşkı hep Diego olmuştur ki bunu yaptığı otoportreler de görmek mümkün.

Her şeye rağmen okuduğum sanki bir biyografi değil de bir romandı. Çünkü gerçek olmasını istemeyeceğim kadar acı vardı, sancı vardı.

Altı Çizili Cümleler:
  • Umutsuz düşler insanı öldürür. Syf 4
  • Acılar geçicidir ama her sevinç, sonsuzluğa derin, en derin sonsuzluğa uzanır. Syf 15
  • Bu, bitmek bilmez bir can çekişmeden ibaret olan yaşamımla ilgili olarak şunu söyleyebilirim: Ben uçmak isteyip de uçamayan bir kuş gibiydim. Syf 26
  • "Belki sulugözlüyüm" diye düşündü, ama gözyaşlarımın hep haklı bir nedeni vardır! Eğer ağlamaya da gücüm kalmasaydı herhalde ölürdüm. Syf 95
  • Kendimi hem kendim için yaşayabilecek denli güçlü ve iç zenginliğine sahip hissediyorum, hemde değil bir davranışın, en ufak bir düşüncenin bile paralayabileceği kadar dayanıksızım. Syf 226
  • İnsanın kanını tükettiği gibi bende gözyaşımı tüketiyorum.. Gözyaşı, kanın negatif baskısıdır. Sonuçta aynı şeydir. Sözcüklerin, bedenin akması, sıvılaşmasıdır. Kabuk tutmayan yaraların sıvılaşmasıdır. Tabii, eğer insanın kökleri kurumuyorsa.. Syf 227
Kitabın sonundaki albümden;

15 Eylül 2013 Pazar

Dizi Yorumu #1 ; Fringe

Tür: Bilim kurgu, korku, gerilim, drama
IMDb Puanı: 8.4
Senarist: J.J. Abrams, Alex Kurtzman .Roberto Orci
Oyuncular: Anna Torv, Joshua Jackson, John Noble, Lance Reddick, Kirk Acevedo, Blair Brown, Jasika Nicole
Tema müziği bestecisi: J.J. Abrams
Ülke: ABD
Sezon sayısı: 5 (100 Bölüm)
Kanal: FOX
Yayın tarihi: 9 Eylül 2008 – 18 Şubat 2013


Bilimkurgu, drama ve gerilimin iç içe geçtiği yapımda bir özel ajan, bir bilim adamı ve oğlundan oluşan üçlümüz, bir dizi inanılmaz olayla bağlantılı ölümcül bir gizemi çözmeye çalışıyorlar...
Tüm yolcuların ve mürettebatının ölmüş olduğu, içinde hiçbir hayat belirtisi bulunmayan bir uçak Boston Logan Havalimanı'na iniş yapar... Bu gizemli olayı araştırmak üzere, FBI Özel Ajanı Olivia Dunham (Torv) görevlendirilir. Ancak araştırma esnasında ortağı Özel Ajan John Scott (Valley), ölümün kıyısına gelir. Çılgına dönen Dunham, umutsuzca ona yardım edecek birilerini aramaya başlar. Bu durum, özel ajanımızı günümüzün Einstein'ı Walter Bishop'a (Noble) götürür. Ancak Bishop, 17 yıldan fazla zamandır akıl hastanesindedir ve ona ulaşabilmenin tek yolu da asi oğlu Peter'ı (Jackson) yardım etmeye ikna etmekten geçer. Özel Ajan Philip Broyles'ın (Reddick) emrindeki üçlümüz, zamanla o ölümcül uçakta yaşananların, çok daha büyük ve şok edici bir gerçeğin sadece ufak bir parçası olduğunu keşfedeceklerdir...
Kaynak: DIGITURK Web

Vakit buldukça izlediğim dizileri kendimce yorumlamaya çalışacağım. Bir şeyler izlemek isteyip de karar veremeyenler için bir rehber niteliğinde olur belki. İlk olarak Fringe'i ele aldım çünkü dizi hem final yaptı hemde benim bugüne kadar izlediğim ne iyi diziydi kuşkusuz. 



Dizimag'e girdiğimde şu yazıyı görmek beni ne kadar üzüyor anlatamam. Zira ne gereksiz diziler sezonlarca giderken (bknz; Gossip Girl) Frige gibi bir dizinin 5 sezonda bitip gitmesi üzdü. Ama bazen tadında bırakarak en iyisini yaptı diye de düşünmeden edemiyorum tabi. Fringe ile tanışmam tamamen tesadüf eseri oldu. Dizimagte öyle izleyecek bişiler ararken denk gelip, konusu merak uyandırınca başlamak istedim. İlk bölümü 80 küsür dakika olunca biraz tırstım ama öyle bir 80 dakika ki kendini hiç sıkmadan bunalmadan izletiyor. Ve ardından ara vermeden 2.bölüme geçmek isterken buluyorsunuz. Fringe'in her bölümü film tadında oluyor.
Olaylar bir sınır bilim FBI davasında Özel Ajan Olivia Dunham'ın Walter Bishop'a ihtiyaç duyması ile başlar ancak Walter'a ulaşmak sandığı kadar kolay olmayacaktır. Ancak Dunham bir yolunu bulup oğlu Peter Bishop yolu ile Walter'a ulaşcak. Ve bu üçlü akıl almaz şekilde muhteşem bir takımı oluşcaktır. Bundan sonraki her dava da beraber çalışcaklar. Ancak hiçbiri sıradan davalar değil hepsi birer sınır bilim davası. 
Paralel evrenler, observerlar, şekil değiştirenler, ışınlanma gibi bir çok sıra dışı olaylarla karşılaşacaksınız.
Fringe'in bir tek son sezonu pek sevemedim ama finali öyle bir bağladılar ki ağladım. Ama bölümün duygusallığına mı ağladım yoksa dizi bitti diye mi ağladım orası hala muamma. : )
Dizide benim favorim Walter ve Peter Bishop ikilisi ve tabiki Peter ve Olivia'nın aşkı.
Bilim Kurgu, Gerilim, Dram seviyorsanız. Vampirli kurtadamlı dizilerden gına geldiyse kesinlikle izlemekten zevk alacağınız bir seçenek olacaktır.
Diziyi izleyenler bu sembolleri bilir. İzlemeyenler ve izleyecek olanlarsa bu sembolleri merak edecekler. En azından ben etmiştim sizde edersiniz diye şimdiden aydınlatmak istedim. Bölümler başlamadan önce çıkan bu semboller sıradan, öylesine seçilmiş semboller değil. Hepsinin ayrı ayrı bir anlamı ve temsil ettiği şeyler var. Ve işin ilginç kısmı ayrı ayrı anlamlarının dışında bir araya geldiklerinde de bir anlam oluşturuyorlar ve bu şok edici.
Sembollerin anlamı ve diğer şeyleri merak edenler burayı ziyaret edebilirler.

İzlemeniz ve beğenmeniz dileğiyle, iyi seyirler.

14 Eylül 2013 Cumartesi

Cumartesi İlk 10: 2013 Yazında Okuduğum En İyi Kitaplar

Sihirli Kitap'ın ev sahipliğini yaptığı Cumartesi ilk 10 etkinliğinin bu haftaki konusu:
"2013 Yazında Okuduğum En İyi Kitaplar"
Seçmek için baya bir zorlansam da bir karara ulaşabildim. 
Beğeni sırasına göre sıralamadığımı belirtmek isterim.
Sizde katılmak isterseniz tıklayınız.


  1. Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor
  2. Cemal Süreya - Sevda Sözleri
  3. Tess Gerritsen - Çırak
  4. Tess Gerritsen - Bıçak Sırtı
  5. Jose Mauro De Vasconcelos - Şeker Portakalı
  6. Albert Camus - Yabancı (Bloğa yorumlamayı unutmuşum nedense.)
  7. Mitch Winehouse - Kızım Amy
  8. Stephen King - 22/11/63
  9. Dan Brown - Cehennem
  10. Arthur Golden - Bir Geyşanın Anıları

13 Eylül 2013 Cuma

Stephen King - 22/11/63 || Kitap Yorumu





Orijinal Adı: 11/22/63
Türkçe Adı: 22/11/63
Yazar: Stephen King
Çevirmen: Zeynep Heyzen Ateş
Sayfa Sayısı: 816
Basım Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar
Satın Almak İçin: D&R | İdefix | Kitap Sihirbazı



22 Kasım 1963'te Dallas'ta üç el silah sesi duyuldu, başkan Kennedy öldü ve tarih yeniden yazıldı.Peki, ya geçmişi değiştirme şansınız olsaydı?Her şey Maine'deki Lisbon Falls kasabasında yaşayan edebiyat öğretmeni Jake Epping'e lokantacı dostu Al Templeton'ın verdiği bir sırla başlar. Aslında lokantasının kileri geçmişe, 1958'e açılan bir geçittir ve Al, Jake'ten saplantı haline getirdiği görevi devralmasını, Kennedy suikastını engellemesini istemektedir. Böylece Jake Epping, George Amberson olarak büyük arabaların ve fiyonklu çorapların dünyasında, herkesin her yerde sigara içtiği bir Amerika'da yeni bir hayata başlar. Boğucu Derry şehrinden, hayatının aşkıyla karşılaştığı sevgi dolu Jodie kasabasına, Lee Harvey Oswald'a ve Dallas'a uzanan bu romanda; geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıp gerilim ve heyecan dozu yüksek bir maceraya dönüşüyor. Zamanda yolculuk hiç bu kadar inandırıcı ve bu kadar ürkütücü olmamıştı! -Tanıtım Bülteninden-

Yazar aylarınının bu ay ki konuğu Stephen King'ti. Ve bu ay Pinnucia'nın Kitapları, Altın Kitaplar'ın desteği ile bir çekiliş düzenlendi bende katılıp şansımı denemek istedim ve şans benden yana oldu oldu. Sevgili Pınar sağolsun ertesi gün ulaştırdı kitabı bana. Ama kargo paketini açtığımda korktum çünkü 22/11/63 okuyacağım ilk Stephen King romanı olacaktı ve 816 sayfaydı. Korktum çünkü ya sıkıcı çıkarsa ay sonuna kadar bitirmek zorunda olduğum 816 sayfa olacaktı önümde ancak korktuğuma gibi olmadı.

Kitabı yorumlamak için durup baya bir düşünmek gerekiyor çünkü bu kitap sadece nokta atışı yapıp John Kennedy suikastine odaklanmamış. Öyle ki kitap için sadece tarihsel bir kurgu diyemem, İçerisinde tarihsel kurgunun dışında, bilim kurgu, gerilim ve büyük bir aşkta yer alıyordu. Stephen King, size okurken bir çok duyguyu tattıracak bir arajman hazırlamış desem çok yerinde olur. 
Hiçbir zaman siyasete ve tarihe derin ilgim olmamasına rağmen kitabı çok severek okudum ancak JFK suikasti hakkında hiçbir bilgim olmadığı için okuduklarım (olay örgüsü dahilinde) o kadar gerçek geldi ki kitap bittikten sonra suikati araştırmadan, didiklemekten kendimi alamadım ki kitapta yapılan kurgunun da gerçeğe çok yakın olduğu inkar edilemez bir gerçek.
Suikastten 2 gün sonra 24.11:63'de suikasti gerçekleştiren Lee Harvey Oswald, mahkemeye götürülürken Jack Ruby tarafından onlarca FBI ve CIA arasında vurularak öldürüldü. Bunun üzerine tüm sorular cevapsız kaldı. Yazar dahil herkesin büyük soru işareti ise Lee Oswald suikasti tek başına mı planladı? 
Stephen King bu durum dolayısı ile büyük araştırmalar içerisine girerek L. Harvey Oswald'ın yaşadığı yerden, görüştüğü kişiler dahil ince detaylara kadar öğrenip okuyucuya sunuyor. 
Romanda Lee Oswald'in tüm hayatı baştan sona anlatılıyor, Deniz kuvvetlerinde olduğu, Rus eşi Marina Oswald ve kızı June Oswald.  Akıllarda hiçbir soru işareti bırakmayan şekilde açıklanmış her şey.

-Spoiler İçerir-
Tüm bunların dışında kitabın ağırlıklı olarak geçtiği yer olan 1958 - 1963 Amerika'sı o kadar iyi betimlenmiş, o kadar iyi tasvir edilmiş ki. Sanki Jake Epping ile beraber sizde zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyorsunuz. Kitap sizi alıp o zamanlara götürüyor. 
Jake Epping, dışarıdan lise diploması almak isteyenlere İngilizce Edebiyat dersi vermektedir. Eşi uzun süre alkol problemi yaşamış ve sonunda Jake'i terk etmiştir. Yaşadığı tüm trajediye rağmen bir şekilde idare eden Bay Epping bir gün öğrencilerinden hayatlarındaki en büyük acıyı anlatan bir kompozisyon yazmalarını ister. Ve Harry Dunning'in yazdığı o kompozisyon belki de Jake'in hayatının dönüm noktası olcaktır.
Olay Jake Epping'in, arkadaşı Al'in restorantındaki kilerin açıldığı tavşan deliğini (1958'e açılan zaman tünelini) keşfetmesiyle başlıyor. Al önce dükkanı için ucuz et almak için kullandığı geçiti sonra büyük bir amaç için kullanmayı düşünüyor JFK suikastini durdurmak. Ancak içinde bulunduğu hastalık (kanser) çok ilerleyerek ona bunu yapacak zaman ve durum bırakmıyor. Al çözümü bu yarım kalmış davayı Jake'e emanet etmekte buluyor. Durumu iyice ağırlaşan Al maruzatını Jake'e açar ve durum karşısında şaşıran Jake'in inanması için geçiti gösterir ve Jake 1958'e giderek bir kök birası içip geri günümüze 2011'e döner. Rüya gibi gelse de olayların gerçekliğinin farkına varır ve düşünmek için süre ister. Al ise düşünmenin onu caydırcağını düşünerek (zaten çok az bir ömrü kaldığı için) intihar ederek Jake'e seçme şansı bırakmaz.
Ve Jake 1958'e Al'in ona bıraktığı sahte kimlik ile George Amberson olarak JFK suikastini durdurmaya gider. Ancak önünde daha 5 sene vardır ve 5 sene içerisinde Jake, 2 kişinin hayatını tamamiyle değiştirir. (Kısaca geçiyorum) Ve son olarak JFK suikastine kadar Jodie kasabasında bir okulda yarım zamanlı öğretmenliğe başlar ve burada hayatının aşkı Sadie ile tanışır. Ve 63 senesinin ortalarına kadar inişli çıkışlı bir aşk yaşarlar. Okurken Sadie için üzülmeden edemedim. Jake kimseye söyleyemediği tüm gerçeği ona anlattı ve bu olaydan onu ne kadar uzak tutmaya çalışsa da Sadie sonuna kadar sevdiği adamın yanında oldu. Suikasti önlemeye çalışırken bile ve Sadie, John Kennedy'nin hayatını kurtarmak pahasına Jake'in kollarında hayata veda etti.
- Spoiler Sonu-
Daha sonra neler oldu?
John Kennedy'nin hayatını kurtarmak Amerika için nasıl bir gelecek sağladı?
Tüm bunların sonunda Jake ne yaptı?
Sorularını merak ediyorsanız sizi kitabı okumaya davet ediyorum zira pişman olmayacaksınız.
Tüm bunların dışında kitapta Çavdar Tarlasında Çocuklar, Fareler ve İnsanlar ve kendi romanı olan O'nun gerçtiği parçalar var eğer okumadıysanız biraz Fransız kalmanız muhtemel.
Dipnot: Bu benim okuduğum ilk Stephen King romanı olduğu için diğerleri ile bir karşılaştırma da bulunup daha iyi, daha kötü diyemem.


Altı Çizili Cümleler:
  • Duygusal açıdan hassas ve kolayca kırılan yaratıklar olsalar da ergenlerden anlayış bekleyemezsiniz. İnsanlar anlayışlı davranmasını çok sonraları öğrenir, o da öğrenirse. Syf 92-93
  • İnsanın mayasında geri dönüp bakma arzusu vardır; bu yüzden boynumuz çevrilebilecek şekilde tasarlanmıştır. Syf 150
  • Sadeliği koru. Başarmanın en emin yolu budur. Syf 155
  • Geri dönüp baktığımızda en net gördüğümüz şeylerden biri aptallığımız değil midir? Bir diğeriyse kaçırılan fırsatlardır... Syf 307
  • Fikir denilen şey kıç gibidir, herkeste bir tane vardır. Syf 316
  • Ev, ayın yükselişini ve uyuyan toprakları seyretmek istediğinizde, manzarayı paylaşmak paylaşmak için yanınıza çağırabileceğiniz birine sahip olmaktır. Syf 392
  • Çoğu zaman hangi hayatları ve ne zaman etkileyeceğimizi bilemeyiz. En azından gelecek kapımızı çalıncaya dek. O zaman da her şey için çok geçtir. Syf 446
John F. Kennedy Suikastinin tüm açıklığı ile izlemek için Zapruder filmini izleyebilirsiniz 32 saniyede çok şey anlatan, çok can acıtan bir video.


Ve son olarak bir haber ile bitirmek istiyorum yazımı.
Ünlü yapımcı J.J. Abrams , ülkemizde de çıkan Stephen King’in 11/22/63 adlı kitabını Tv dizisi yapmak istediklerini açıkladı. Bir öğretmenin zamanda yolculuğu yaparak Başkan John F. Kennedy’in suikastine dönmesini konu alan kitap listelere birinci sıradan giriş yapmıştı. Bu başarının farkında olan J. J Abrams, dizi için kollarını sıvadı. 
Zaman yolculukları  diziler için hileli bir konu olsa da , Lost , Fringe , Person of Interest gibi çok başarılı dizilere imzasını atan Abrams’ın bununda altından kalkacağı kesin.  

12 Eylül 2013 Perşembe

Okuma Şenliğinde 2. Ay

Evet 9 Eylül'de şenlikte 2. ayı geride bıraktık. Temmuz ayında okuyamadım edemedim diye böbürlenirken ağustos ayı daha büyük felaketlerle sonuçlandı benim için. Hastalıklar, evdeki tamirat (ki hala sürmekte) derken kitap okumak hak getire bir durum oldu.
Ev içerisinde kardeşimden dolayı sürekli gürültü hakim olsa da ve gürültüye bağışıklığım olsa da her gün duyduğum matkap sesi kabus niteliğindeydi. 
Neyse duygu sömürüsünü bir kenara bırakıp bu ay neler okudum ona bakalım.

15 puan: Kendisi dışında herkesin o kitabı okuduğunu düşünüp sonunda o kitabı kendisi de okuyanlara.
Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor (203 sayfa)


20 puan: Esas mesleği yazarlık olmayan bir kişinin yazdığı bir kitabı okuyanlara.
Mitch Winehouse - Kızım Amy (336 sayfa)
-Asıl mesleği taksi şoförü-




20 puan: Hiç görmediği bir ülkede olayların geçtiği bir kitap okuyanlara.
Arthur Golden - Bir Geyşanın Anıları (559 sayfa) -

30 puan: Kendi doğum yılında doğan veya ölen bir yazar tarafından yazılmış bir kitap okuyanlara.
Cemal Süreya - Sevda Sözleri (336 sayfa)

25 puan: 400 sayfadan uzun bir kitap okuyanlara.
Stephen King - 22/11/63 (815 sayfa) - Şuan Okuyuyorum 815/611 -

Bu ay toplam da; 4 kitap, 1434 sayfa okunup 85 puan kazanılmış.
Etkinlik toplamında ise; 10 kitap 2878 sayfa okunup 155 puan kazanılmış.
Temmuz ayı istatikleri için tık tık.

Okuduğum kitapların yorumları için;
  1. Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor 
  2. Mitch Winehouse - Kızım Amy 
  3. Arthur Golden - Bir Geyşanın Anıları 
  4. Cemal Süreya - Sevda Sözleri

8 Eylül 2013 Pazar

Kitap Alışverişi #4

29 Ağustosta sipariş vermem rağmen kitaplarım dün geldiler ve anca bugün yazma fırsatı bulabildim. Söz konusu kitap alışverişi olunca ben biraz sabırsız ve aksi olabiliyorum. Yani beklemek zor geliyor hemen elimde olsun.istiyorum ve eminim bu konuda da yalnız değilim. (değilim dimi?)
Beklemesi ızdırap olan 9'ün sadece 3 günü kargoda geçti inanamadım. Geçen alışverişimde de kargom sabahtan şubeye ulaşmasına rağmen ertesi günü getirdiler. Bu konuda sürat kargoyu feci halde kınıyorum. Kitap Sihirbazına da en azından bir takip linki vs koymalarını rica ediyorum. Neyse bu kadar atarın ardından gelelim kitaplarıma.
Aslında Frida Kahlo'nun Yapı Kredi Yayınlarından çıkan 'Frida Kahlo Kendi Gerçeğimin Resmini Yapıyorum' kitabını istiyordum ama baskısı tükenmiş ve ne kadar aradıysam da bulamadım ve alternatif olarak buna yöneldim. Umarım güzeldir, okuyanınız varsa bana bilgi verirse sevinebilirim. Kitabın sonunda Frida'nın yaptığı resimler ve ona ait bir kaç fotoğraf var. 
Seçilmiş Kişi'nin arka kapağını okuduğumda bana çok çarpıcı gelmişti ve daha sonra alınacakların arasına eklemiştim ve bu alışverişte hep kitap beni etkilediğinden hemde yalan söylemeyeceğim kargoyu bedavaya getirmek için attım sepete :)
Lady Chatterley'in Sevgili tamamen bir arkadaş önerisi. Umarım güzeldir ve aldığıma pişman olmam.
Zaman Yolcusunun Karısına gelince kendisi merak ettiğim bir kitaptı ama 25 tl vermekten kaçındığım.bir kitaptı aynı zamanda tamam kitaba para vermeye acımıyorum ama yine de bazen tereddüt ettiğim oluyor ve bu defa iyi tereddüt etmişim. Önce D&R'da 9.90'na indi ancak o ara kitap alışverişini sahaftan yaptığımdan kaynadı durdu.. Daha sonra Kitap Sihirbazından gelen mail ile dedim ki iyiki oyalanmışım. Çünkü kitap son olarak inebileceği en alt seviyeye inerek 5.90'ı gördü. Bende hemencik aldım tabi ve böylelik ile 14.10 tl kar etmiş oldum. İndirimleri çok seviyorum herkes gibi. 
Aslında Frida ile hemen okumaya başlayacaktım kitapları okumaya ama Altın Kitaplar sponsorluğunda yazar ayları için bir çekiliş düzenlemişti Pinuccia'nın Kitapları tarafından bende katılıp Stephen King - 22/11/63'e talip olmuştum hiç umudum olmamasına rağmen şanslı kişiler arasına girip kitabı kazandım kendisi de sağolsun ertesi günü yolladı kitabı. 
Çekiliş şartlarından biri kitabı bu ay içerisinde okuyup yorumlamak olduğundan önceliği ona verdim aldıklarım bir süreliğine rafa kalktı :)



5 Eylül 2013 Perşembe

J.D Salinger - Çavdar Tarlarsında Çocuklar || Kitap Yorumu

Orijinal Adı: The Catcher in the Rye
Türkçe Adı: Çavdar Tarlasında Çocuklar (Gönülçelen)
Yazar: J.D Salinger
Çevirmen: Coşkun Yerli
Sayfa Sayısı: 198
Baskı Yılı: 1997
Dili: Türkçe 
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları




Çavdar Tarlasında Çocuklar 
Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlaterı ve Ackleyi bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Mauricei bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salingerın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfieldin masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salingerın.1993te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963ten bu yana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.

- Değerlendirmem -

Kitabı yıllar önce dersahanede ki edebiyat hocam önermişti ancak hep ertelemiştim almayı okumayı. Geçen sahafta gezinirken ikinci ellerin arasında bulunca artık almalıyım dedim ve şansıma #kitapkardesligi Eylül ayı için bu kitabı seçti ve buna ekstra sevindim. Eylülün 1'i itibari ile okumaya başladım. 198 sayfa olmasına rağmen biraz yavaş ilerliyor. 
Daha önce Gönülçelen adı ile Can Yayınları tarafından çevrilmiş bu kitap Amerika'da uzunca yıllar yasaklanmış. Şimdilerde ise ölmeden önce okunması gereken 1001 kitaptan biri. Çavdar Tarlasında Çocuklar, kült eserlerden biri olmasına rağmen benim içime çok sinmedi bilmiyorum neden ama abartıldığı kadar olmadığını düşünüyorum.
Kitapta Holden'in noele birkaç gün kala okuldan atılmasıyla başlayan birkaç günlük macerasını konu ediyor. Anlatılanlar bir maceranın yanı sıra Holden'in iç dünyasına bir bakış atmamızı da sağlıyor. Holden biraz farklı bir çocuk. Sürekli düşünen, sürekli gözlemleyen, sürekli eleştiren bir yapıya sahip buda onu yaşıtlarından biraz ayırıyor. Kendi gibi hayalleri de farklı Holden'in, batıya gidip sağır dilsiz rolü yaparak, kimsenin saçmalamasını dinlemek zorunda kalmayarak, herkesten uzakta bir kulübede yaşamak hayalleri kuruyor.  Kitap başta sıradan bir çocuğun hikayesi olarak başlıyor ama sonlara doğru psikolojik bir romana dönüşüyor diyebilirim.
Kitabı sevdim ama abartıldığı kadar ölüp bitmedim.


- Altı Çizili Cümleler-


1 Eylül 2013 Pazar

Ağustos Ayı Biterken; Alınanlar ve Okunanlar

Evet bir ayı daha devirdik ancak hiçbir şey ay başında planladığım gibi olmadı. Okuma konusunda pekte verimli olamadım. Sevdiğim kitapları bile bitirmem günler sürdü. Yaz sıcağının verdiği bir gevşeklikmidir nedir bilemedim.
Gelelim Ağustos'ta alınanlara ve okunanlara.

Ağustos Ayında Alınanlar;
Mitch Winehouse - Kızım Amy
John Green - Aynı Yıldızın Altında
Yekta Kopan - Bir De Baktım Yoksun
Burçak Çerezcioğlu - Mavi Saçlı Kız
J.D Salinger - Çavdar Tarlasında Çocuklar
Jose Mauro De Vasconcelos - Güneşi Uyandıralım
Jenny B. Jones - Beni Orada Bulacaksın
Arthur Philips - O Şarkı Sensin
Carol Lynch Williams - Seçilmiş Kişi
Audrey Niffenegger - Zaman Yolcusunun Karısı
Rauda Jamis - Frida Kahlo, Aşk ve Acı

David Herbert Lawrence - Lady Chatterley'in Sevgilisi
Albert Camus - Düşüş
William Shakespeare - Soneler

Ağustos Ayı Okunanlar:
Mustafa Kutlu - Mavi Kuş 
Arthur Golden - Bir Geyşanın Anıları
Cemal Süreya - Sevda Sözleri
Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor
Mitch Winehouse - Kızım Amy

Eylül ile beraber sonbahar, sonbahar ile beraber de mis gibi serin havalar ve kitap okuma mevsimi geliyor.
Hepinize bol kitaplı bir Eylül ayı diliyorum.

Mitch Winehouse - Kızım Amy || Kitap Yorumu


Orjinal Adı: Amy, My Daughter

Türkçe Adı: Kızım Amy
Yazar: Mitch Winehouse
Çevirmen: Güneş Demirel
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Pegasus




Milyonları büyüleyen eşsiz bir sesin trajik öyküsü"Bir pop trajedisinin gerçek öyküsü… Cesurca, açıklıkla ve samimiyetle yazılmış." Q magazine"Çok ünlü olmayı hayal ediyorum. Sahnede olmak istiyorum.Bu tutku yaşadığım sürece devam edecek. İnsanların sesimi duymalarınıve beş dakikalığına dertlerini unutmalarını istiyorum.Konser biletleri, Batı Yakası ve Broadway Şovu biletleri bir çırpıda tükenen bir aktrisve şarkıcı olarak hatırlanmak istiyorum."    Amy Winehouse, 12 Yaşinda

- Değerlendirmem -

Açıkcası kitabı okumamın sebebi deli bir Amy Winehouse hayranı olmam değil. Evet seviyorum ancak körü körüne bir hayranlığım yok yada yoktu diyebilirim. Ama babasının bu kitap ile açtığı pencere sayesinde hayatına ufak bir bakış atma fırsatı buldum, bulduk. Ve bu inanılmaz duygular yaşattı bana. Yer yer eğlendim, yer yer gözlerim doldu, bazen ise kızdım Amy'e çok kızdım hemde. 
Ama o aslında hepimizin yaşamak istediği 'derin aşk' duygusunu dibine kadar yaşamış bir kadındı. Aslına bakılırsa Amy aşk acısından ölüneceğinin kanıtıydı. Çünkü; aşk insanı her zaman mutluluğa sürüklemiyordu maalesef.
Öyle ki hayatını adadığı ama karşılığında sadece onun hayatını mahveden adam Blake ile tanışmadan önce bağımlılara aptal derdi, sonra aşk ve saplantı Amy'i aptala çevirdi. 
Kitap birinin hayatını okuyormuş gibi değil de bir romanı okuyormuş gibi hissettiriyor. Samimi ve sıcak bir dille yazılmış.Mükemmel bir baba kız ilişkisine imrendim. Mitch sadece bir baba değil aynı zamanda Amy'nin en yakın arkadaşıydı da. 
Yeteneğinin küçük yaşından beri farkında olan bir kadın Amy. Ve kitaptan edindiğim tecrubeye göre o hep marjinaldi, hep diğerlerinden başkaydı. Okulu hiçbir zaman sevmemesine rağmen müzikte hep zirvedeydi.
Aslında Blake ile tanışana kadar her şey yolundaydı Amy için.
Öyle bir aşk ki saplantılı, tutkulu. Blake ne yaparsa yapsın göz yuman, karşı koyamayan hep affeden, hep kendinden veren bir kadın. Tek bildiğim mükemmel bir yüreğe sahip bir kadın olduğu..
Daha fazla anlatmıyım en iyisi siz alın ve okuyun hatta okutturun.
Kitapta Amy Winehouse'a ait bir kaç resimde mevcut..
Onlardan bazıları;


-Altı Çizili Cümleler-



  • Sadece yapman gerekeni yaparak, yıllar içinde gelmen gereken noktaya geliyorsun.
  • Yaşamak için seviyorum ve sevmek için yaşıyorum.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...