25 Şubat 2017 Cumartesi

Stefan Zweig - Clarissa | Kitap Yorumu

Orijinal Adı :  Clarissa
Yazarın Adı: Stefan Zweig
Çevirmen : Gülperi Sert
Sayfa Sayısı: 184
Basım Yılı: 2017
Dili: Türkçe
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları




Zweig hayatının son dönemlerinde başladığı, taslağı 1981’de gün ışığına çıkarılan ve yayıncısı tarafından tamamlanan Clarissa’da, 1902 yılından Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar geçen dönemde, dünyanın halini genç bir kadının gözünden anlatır. Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa bir manastır okulunda büyümüş, eğitimini tamamladıktan sonra Viyanalı ünlü bir sinir hastalıkları uzmanının yanında çalışmaya başlamıştır. Lozan’daki bir kongrede barışsever Fransız öğretmen Léonard’la tanışır. Birbirlerine âşık olurlar. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldıklarında Clarissa hamiledir. Üstelik karnındaki bebeğin babası aynı zamanda düşmanıdır da. Milliyetçi bir histerinin kol gezdiği parçalanmış Avrupa’da bu bebeği doğurmak yalnızca kişisel bir karar değildir artık.




Clarissa okuduğum 4. Zweig kitabı ama sanırım şimdilik en sevdiğim de o oldu. 
Clarissa savaş dönemi Avrupasında annesini kaybettikten sonra subay olan babası tarafından manastıra gönderilir. Burada kendini dış dünyaya tamamen kapatıp sadece çalışmaya adar Clarissa, hayatı babasından gelen yönlendirme ile hep bir düzen içersinde geçer. Her şeyi not tutar ve rapor eder. Bu alışkanlığı okul sonrasında ona iş kapısını da açacaktır aynı zaman da.



Dr. Silberstein’ın yanında asistan olarak çalışmaya başlar ve işini tamamen mükemmeliyet içinde yapar. Bir zaman sonra Dr. Silberstein'ın eli kolu olur.  Clarissa akademik açıdan hep başarılı olsada sosyal hayatta biraz silik bir karakterdir. Birgün Dr. Silberstein katılamayacağı bir kongreye gitmesi konusunda bir ricada bulunur.  Ve daha önce yurt dışına çıkmamış olan Clarissa teklifi kabul eder. Clarissa o zamana dek hep evden işe- işten eve monoton bir hayat sahibi bir kadın olarak yaşamış ve duygusal anlamda hep duvarları olmuştur.
Taa ki kongrede Fransız öğretmen Leonard ile tanışana kadar. Clarissa hayatında ilkkez bir erkekten ve onun düşüncelerinden etkilenmiştir. Beraber geçirdikleri kongre döneminden sonra Clarissa tatilini uzatma kararı alır ve hayatında bambaşka bir süreç başlar. Clarrissa içindeki duvarları yıkıp aşkı tadar. Leonard'a iyice kendini kaptırır. Birkaç hafta süren tatilden sonra aldıkları bir gazetede Avusturya’nın Sırbistan’a savaş açtığı haberini görür. Clarissa’nın babası da bir telgrafla ordudaki görevine geri döndüğünü ve kızının da Avusturya’ya geri dönmesini söyler.

Bundan sonrası Clarissa için biraz ızdıraptır. Avusturya'ya geri dönüp babasını ziyaret eder sonrasında babası eski görevine geri döner, abisi cepheye gönderilir ve kendisi de cephe hastanesinde hemşireliğe başlar.
Canla başla çalışırken bir aklından bir an olsun Leonard çıkmaz. Ancak onu ne arayabilir ne sorabilir çünkü Leonard aynı zamanda düşmandır da. Milliyetçiliğin tavan yaptığı savaş döneminde düşman milletten biriyle görüşmek bile olay olurken Clarissa bir düşmandan hamile kalır.

Peki sonra ne olur?
İşte bundan sonrası kitapla beraber sürüklenip gidiyorsunuz.
Clarissa, Zweig ile eşiyle beraber intihar etmeden önce üstünde çalıştığı son romanıdır ve üstelik yarım kalmıştır. Ki kitabın sonunda o boşluğu biraz hissediyorsunuz. Ama kesinlikle Clarissa okuduklarımın en iyisiydi.


Ben daha mütevazı suevinçlere alışkınım; çoğu zaman akşamlan bir kitabım olur, bir arkadaşım, güzel bir mektubum, biraz da müziğim. Aslında bunlardır benim mutluluk diyebileceğim şeyler..



2 yorum:

  1. Kitabı indirdim, Amok koşusunu bitirince başlayacağım. Keyifli okumalar.

    YanıtlaSil
  2. Ben de bu kitabi severek okumustum. Almanca baskisinda en sonunda iki farkli son ile tamamlanmis. Iki son da olmasa olurdu. Zweig'in biraktigi gibi kalsaydi da olurdu dedigim bir kitap olmustu Clarissa.

    YanıtlaSil

Yorum için teşekkürler..

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...