Altın Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altın Kitaplar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2013 Cumartesi

Teri Terry - 2054: Çıkış Yok | Slated #1 || Kitap Yorumu

Orijinal Adı: Slated
Türkçe Adı: 2054: Çıkış Yok
Seri: Slated #1
Yazar: Teri Terry
Çevirmen: Özgecan Kunt
Sayfa Sayısı: 368
Basım Yılı: Eylül 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar
Tür: Distopya, Genç-Yetişkin





Kyla'nın hafızası silindi, kişiliği yok edildi, anıları sonsuza dek kayboldu. O programlandı.
Hükümet onun bir terörist olduğunu ve kurallarına uyduğu takdirde ona ikinci bir şans vereceklerini söylüyor. Fakat geçmişin yankıları Kyla'nın zihninde fısıldaşıyor. Birileri ona yalan söylüyor ve hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Gerçeği ararken kime güvenebilir? Yakalayan, ürperten ve fazlasıyla gerçek. Elden bırakılamayacak bir macera romanı.

 2054'ü ilk gördüğümde kapağına bayılmış sonra arka kapağını okuduğumda aklımdan bu kitabı okumalıyım diye düşünmüştüm. İçimde büyük bir merak uyandırmıştı ve bu merak kitap bitene kadar hiç dinmedi.
2054'ün İngiltere'sinde hükümet suçlu işleyen, çevresine zararlı olan gençlere 2. bir şans vermek adına bir programlama geliştiriyor. Bu programlama 16 ve altı yaşından küçük çocuklara uygulanabiliyor ve Kyla da onlardan biri. 
Kitap boyunca aklımda tek soru dolaştı durdu. Acaba Kyla geçmişte ne yaptı da programlanmak durumunda kaldı? Ve bu merak kitabın sonuna kadar götürüyor insanı. 
Kitabın ilk yarısında Kyla'nın 9 aylık bir programlama sürecinden sonra hastaneden çıkıp yeni bir aileye dahil oluşu ve adapte olmasıyla başlıyor. Sonrasında Kyla okula başlayıp Ben ile tanışıyor ve zamanla aralarında sevimli denebilecek bir aşk başlıyor. Bu masum aşk hikayesi 
Tüm bunlar anlatılırken kitap biraz yavaş ilerliyor. Dili akıcı olmasına rağmen konu ağır akıyor. Ancak ikinci yarıdan itibaren tam aksi bir durum oluşuyor ve kitap inanılmaz heyecanlı bir hale dönüşüyor. 
2054'te tıp gelişmiş hatta uçmuş gitmiş. Kyla'nın (ve diğerlerinin) sadece hafızasını silmekle kalmayıp birde kollarına tüm duygularıyla ilişkilendirilmiş bir levo takmışlar. 
Kyla diğer programlanmış çocuklardan farklı ama neden? Nedenini kitap ilerledikçe görüyoruz ve yazar kitabın sonunda vurucu darbeyi yapıyor.
Okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap kesinlikle. Hatta umarım Altın Kitaplar 2. kitap için çok bekletmez.

Altı Çizili Cümleler:
1. Basit olan bile yeterince zor. Karmaşığa ne gerek var?
2. Soru sormak bir şeydir, fakat cevaplarla ne yapacaksın?
3. Çözmeye çalıştığımız şey acıyla nasıl başedileceği. Acı öldürebilir; tek başına: Vücut şoka girer ve kendini kapatır.

13 Eylül 2013 Cuma

Stephen King - 22/11/63 || Kitap Yorumu





Orijinal Adı: 11/22/63
Türkçe Adı: 22/11/63
Yazar: Stephen King
Çevirmen: Zeynep Heyzen Ateş
Sayfa Sayısı: 816
Basım Yılı: 2012
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar
Satın Almak İçin: D&R | İdefix | Kitap Sihirbazı



22 Kasım 1963'te Dallas'ta üç el silah sesi duyuldu, başkan Kennedy öldü ve tarih yeniden yazıldı.Peki, ya geçmişi değiştirme şansınız olsaydı?Her şey Maine'deki Lisbon Falls kasabasında yaşayan edebiyat öğretmeni Jake Epping'e lokantacı dostu Al Templeton'ın verdiği bir sırla başlar. Aslında lokantasının kileri geçmişe, 1958'e açılan bir geçittir ve Al, Jake'ten saplantı haline getirdiği görevi devralmasını, Kennedy suikastını engellemesini istemektedir. Böylece Jake Epping, George Amberson olarak büyük arabaların ve fiyonklu çorapların dünyasında, herkesin her yerde sigara içtiği bir Amerika'da yeni bir hayata başlar. Boğucu Derry şehrinden, hayatının aşkıyla karşılaştığı sevgi dolu Jodie kasabasına, Lee Harvey Oswald'a ve Dallas'a uzanan bu romanda; geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıp gerilim ve heyecan dozu yüksek bir maceraya dönüşüyor. Zamanda yolculuk hiç bu kadar inandırıcı ve bu kadar ürkütücü olmamıştı! -Tanıtım Bülteninden-

Yazar aylarınının bu ay ki konuğu Stephen King'ti. Ve bu ay Pinnucia'nın Kitapları, Altın Kitaplar'ın desteği ile bir çekiliş düzenlendi bende katılıp şansımı denemek istedim ve şans benden yana oldu oldu. Sevgili Pınar sağolsun ertesi gün ulaştırdı kitabı bana. Ama kargo paketini açtığımda korktum çünkü 22/11/63 okuyacağım ilk Stephen King romanı olacaktı ve 816 sayfaydı. Korktum çünkü ya sıkıcı çıkarsa ay sonuna kadar bitirmek zorunda olduğum 816 sayfa olacaktı önümde ancak korktuğuma gibi olmadı.

Kitabı yorumlamak için durup baya bir düşünmek gerekiyor çünkü bu kitap sadece nokta atışı yapıp John Kennedy suikastine odaklanmamış. Öyle ki kitap için sadece tarihsel bir kurgu diyemem, İçerisinde tarihsel kurgunun dışında, bilim kurgu, gerilim ve büyük bir aşkta yer alıyordu. Stephen King, size okurken bir çok duyguyu tattıracak bir arajman hazırlamış desem çok yerinde olur. 
Hiçbir zaman siyasete ve tarihe derin ilgim olmamasına rağmen kitabı çok severek okudum ancak JFK suikasti hakkında hiçbir bilgim olmadığı için okuduklarım (olay örgüsü dahilinde) o kadar gerçek geldi ki kitap bittikten sonra suikati araştırmadan, didiklemekten kendimi alamadım ki kitapta yapılan kurgunun da gerçeğe çok yakın olduğu inkar edilemez bir gerçek.
Suikastten 2 gün sonra 24.11:63'de suikasti gerçekleştiren Lee Harvey Oswald, mahkemeye götürülürken Jack Ruby tarafından onlarca FBI ve CIA arasında vurularak öldürüldü. Bunun üzerine tüm sorular cevapsız kaldı. Yazar dahil herkesin büyük soru işareti ise Lee Oswald suikasti tek başına mı planladı? 
Stephen King bu durum dolayısı ile büyük araştırmalar içerisine girerek L. Harvey Oswald'ın yaşadığı yerden, görüştüğü kişiler dahil ince detaylara kadar öğrenip okuyucuya sunuyor. 
Romanda Lee Oswald'in tüm hayatı baştan sona anlatılıyor, Deniz kuvvetlerinde olduğu, Rus eşi Marina Oswald ve kızı June Oswald.  Akıllarda hiçbir soru işareti bırakmayan şekilde açıklanmış her şey.

-Spoiler İçerir-
Tüm bunların dışında kitabın ağırlıklı olarak geçtiği yer olan 1958 - 1963 Amerika'sı o kadar iyi betimlenmiş, o kadar iyi tasvir edilmiş ki. Sanki Jake Epping ile beraber sizde zaman yolculuğu yapmış gibi hissediyorsunuz. Kitap sizi alıp o zamanlara götürüyor. 
Jake Epping, dışarıdan lise diploması almak isteyenlere İngilizce Edebiyat dersi vermektedir. Eşi uzun süre alkol problemi yaşamış ve sonunda Jake'i terk etmiştir. Yaşadığı tüm trajediye rağmen bir şekilde idare eden Bay Epping bir gün öğrencilerinden hayatlarındaki en büyük acıyı anlatan bir kompozisyon yazmalarını ister. Ve Harry Dunning'in yazdığı o kompozisyon belki de Jake'in hayatının dönüm noktası olcaktır.
Olay Jake Epping'in, arkadaşı Al'in restorantındaki kilerin açıldığı tavşan deliğini (1958'e açılan zaman tünelini) keşfetmesiyle başlıyor. Al önce dükkanı için ucuz et almak için kullandığı geçiti sonra büyük bir amaç için kullanmayı düşünüyor JFK suikastini durdurmak. Ancak içinde bulunduğu hastalık (kanser) çok ilerleyerek ona bunu yapacak zaman ve durum bırakmıyor. Al çözümü bu yarım kalmış davayı Jake'e emanet etmekte buluyor. Durumu iyice ağırlaşan Al maruzatını Jake'e açar ve durum karşısında şaşıran Jake'in inanması için geçiti gösterir ve Jake 1958'e giderek bir kök birası içip geri günümüze 2011'e döner. Rüya gibi gelse de olayların gerçekliğinin farkına varır ve düşünmek için süre ister. Al ise düşünmenin onu caydırcağını düşünerek (zaten çok az bir ömrü kaldığı için) intihar ederek Jake'e seçme şansı bırakmaz.
Ve Jake 1958'e Al'in ona bıraktığı sahte kimlik ile George Amberson olarak JFK suikastini durdurmaya gider. Ancak önünde daha 5 sene vardır ve 5 sene içerisinde Jake, 2 kişinin hayatını tamamiyle değiştirir. (Kısaca geçiyorum) Ve son olarak JFK suikastine kadar Jodie kasabasında bir okulda yarım zamanlı öğretmenliğe başlar ve burada hayatının aşkı Sadie ile tanışır. Ve 63 senesinin ortalarına kadar inişli çıkışlı bir aşk yaşarlar. Okurken Sadie için üzülmeden edemedim. Jake kimseye söyleyemediği tüm gerçeği ona anlattı ve bu olaydan onu ne kadar uzak tutmaya çalışsa da Sadie sonuna kadar sevdiği adamın yanında oldu. Suikasti önlemeye çalışırken bile ve Sadie, John Kennedy'nin hayatını kurtarmak pahasına Jake'in kollarında hayata veda etti.
- Spoiler Sonu-
Daha sonra neler oldu?
John Kennedy'nin hayatını kurtarmak Amerika için nasıl bir gelecek sağladı?
Tüm bunların sonunda Jake ne yaptı?
Sorularını merak ediyorsanız sizi kitabı okumaya davet ediyorum zira pişman olmayacaksınız.
Tüm bunların dışında kitapta Çavdar Tarlasında Çocuklar, Fareler ve İnsanlar ve kendi romanı olan O'nun gerçtiği parçalar var eğer okumadıysanız biraz Fransız kalmanız muhtemel.
Dipnot: Bu benim okuduğum ilk Stephen King romanı olduğu için diğerleri ile bir karşılaştırma da bulunup daha iyi, daha kötü diyemem.


Altı Çizili Cümleler:
  • Duygusal açıdan hassas ve kolayca kırılan yaratıklar olsalar da ergenlerden anlayış bekleyemezsiniz. İnsanlar anlayışlı davranmasını çok sonraları öğrenir, o da öğrenirse. Syf 92-93
  • İnsanın mayasında geri dönüp bakma arzusu vardır; bu yüzden boynumuz çevrilebilecek şekilde tasarlanmıştır. Syf 150
  • Sadeliği koru. Başarmanın en emin yolu budur. Syf 155
  • Geri dönüp baktığımızda en net gördüğümüz şeylerden biri aptallığımız değil midir? Bir diğeriyse kaçırılan fırsatlardır... Syf 307
  • Fikir denilen şey kıç gibidir, herkeste bir tane vardır. Syf 316
  • Ev, ayın yükselişini ve uyuyan toprakları seyretmek istediğinizde, manzarayı paylaşmak paylaşmak için yanınıza çağırabileceğiniz birine sahip olmaktır. Syf 392
  • Çoğu zaman hangi hayatları ve ne zaman etkileyeceğimizi bilemeyiz. En azından gelecek kapımızı çalıncaya dek. O zaman da her şey için çok geçtir. Syf 446
John F. Kennedy Suikastinin tüm açıklığı ile izlemek için Zapruder filmini izleyebilirsiniz 32 saniyede çok şey anlatan, çok can acıtan bir video.


Ve son olarak bir haber ile bitirmek istiyorum yazımı.
Ünlü yapımcı J.J. Abrams , ülkemizde de çıkan Stephen King’in 11/22/63 adlı kitabını Tv dizisi yapmak istediklerini açıkladı. Bir öğretmenin zamanda yolculuğu yaparak Başkan John F. Kennedy’in suikastine dönmesini konu alan kitap listelere birinci sıradan giriş yapmıştı. Bu başarının farkında olan J. J Abrams, dizi için kollarını sıvadı. 
Zaman yolculukları  diziler için hileli bir konu olsa da , Lost , Fringe , Person of Interest gibi çok başarılı dizilere imzasını atan Abrams’ın bununda altından kalkacağı kesin.  

18 Ağustos 2013 Pazar

Arthur Golden - Bir Geyşanın Anıları || Kitap Yorumu

Orjinal Adı: Memoirs of a Geisha
Türkçe Adı: Bir Geyşanın Anıları
Yazarın Adı: Arthur Golden
Çevirmen: Azize Begin ve Zeliha İyidoğan Babayiğit
Sayfa Sayısı: 559
Baskı Yılı: 2000
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar

-Arka Kapak-

Bu destansı roman hızla yok olan bir dünyayı gözler önüne seriyor. 
- The Times- 
Büyüleyici... anlatı sanatının en güzel örneklerinden biri... okumaya doyulmuyor. 
- Observer- 
İnanılmaz bir düş dünyasına sahip olan Golden, Sayurinin anılarını şiirsel bir dille anlatıyor. 
- Independent- 
Bu olağanüstü kitap yok olmuş bir dünyayı tün ayrıntılarıyla okurlara sunuyor. 
- Daily Mail-

-Değerlendirmem- 

Sonunda bitti!
Kitap kesinlikle kötü değil, dilinde de bir problem yok ama bir türlü bitiremedim. Günlerdir elimde dolandı.
Kitap biter bitmez filmini de izledim. İzlemeden önce tereddüt etmedim değil ve etmekte de gayet haklı çıktım. Bazen filmler kitap kadar etkileyici olamıyor. Bu da onlardan biriydi o yüzden bana kalırsa kitabı okumadan filmi izlemeyin.
Böylesi derin bir kitaba çok sığ bir uyarlama yapmışlardı. Film hakkında çokta konuşmak istemiyorum çünkü kitaptan kopuk geldi biraz, özellikle de karakterler konusunda. Kitapta Nobu-san tek kolu olmayan bir savaş gazisi üstelik ağır başlı bir adam, keza başkanda ağırbaşlılık konusunda Nobu-san'dan kalır yanı yok ama filme bakıldığında onlar mı geyşaydı kadınlar mı arada kaldım. Sürekli bir kikirdeme içindeydiler.
Onun dışında kitapta Hatsumomo'nun güzelliği dillerdeyken filmdeki kız hiç ama hiç güzel değildi bana göre.
Her neyse film kötüydü yani.
- Spoiler İçerebilir -
Kitap içinse uzun bir süre ne yazabilirim diye düşündüm durdum açıkcası. Çünkü gerçekten beni etkiledi ve sonlara doğru ters köşe yaptı. Kitabın sonuna dek öyle inandırıyor ki sonunun tahmin edeceğiniz gibi biteceğine ama bambaşka şekilde sonlanıyor her şey.
Annem hep der ki; Bir ailede anne ölürse aile dağılır ama baba ölürse anne bir şekilde aileyi arada tutmayı başarır. Bu kitapta da bunu gördüm. Annesi hastalıktan ölmek üzere olan iki kız kardeşi babasının satması ile başlıyordu tüm felaket.
Büyük olan bir şekilde kaçıp kendini kurtarırken, Chiyo-chan (sonradan Sayuri olacak) o kadar şanslı olamadı. Henüz 9 yaşında ufacık bir kızdı satıldığında. Öyle içine aldı ki kitap beni. Bir köşede oturup Sayuri'nin yaşadığı acıları onunla beraber yaşamış gibi yorgun hissettim kendimi kitap bittiğinde. 
Kızı zaten ailesi satmış, ablasından ebediyen ayrı kalmış tüm bunlar yetmiyor gibi birde başına bir Hatsumomo sarmışlar. Kadını ellerimle boğasım geldi. Bir insan bu kadar mı kötü olabilir? Sayuri başarılı bir geyşa olup Hatsumomo'yu saf dışı bırakırken benim bile yağlarım eridi mutluluktan.
Tüm bunların dışında kitapta Japon kültürüne tamamen bir pencere açıyorlar. Her zaman Geyşaların fahişe olmadığı söylenir. Açıkcası bu kitap benim bu konuda pek fikrimi değiştirmedi. Bir kızı sadece erkekleri eğlendirebilsin diye onca eğitim aldırmak. Ve bunun karşılığında onun kızlığını iki adam arasında rekabete sokup satmak normalmiydi? Yada burada geyşalığı fahişelikten ayıran neydi? Bilemedim, bulamadım. Belki de ben çok dar bakıyorumdur. Sayuri'nin küçükken başkana olan hayranlığını anladım. Belki de ona cesaret veren, hayatına devam etmesini sağlayan tutunacak bir daldı onun için ama bu hayranlığın bitmeyecek bir aşka dönüşmesi içimi bulandırdı. Tamam tabi ki aşkın yaşı yok ama bu kadar da değil. Kitapta sürekli Sayuri'nin kaderi Nabu-san gibi hissediyorsunuz ancak Sayuri başkana olan sevdasından hiç vazgeçmiyor ve sonunda istediğini elde ediyor.Beni en çok etkileyen ise savaş yıllarında yaşananlar oldu. Japonya da başlayan hikaye Sayuri'nin New York'a taşınıp orada bir çayhane açması ile son buluyor.
Dipnot: Kitabın her yer gerçek bir hayat hikayesi olduğu yazıyor. Ki bende böyle zannederek aldım ve okudum. 
Ama kitap bittiğinde sonundaki teşekkür yazısı tokat etkisi yarattı.
Sizde hayal kırıklığına uğramamak için kitabın kurgu olduğunu bilerek okuyunuz.

Bu kitabı bitirerek okuma şenliği kapsamında kendime 20 puan veriyorum.

Puanım: 5/4



-Altı Çizili Cümleler-

  • Hiçbirimiz hayatta gerektiği kadar iyilik bulamıyoruz.
  • Sanki onun bir parçasıymışım gibi içimi okuyabileceğini hissettim.
  • Bence üzüntü, taşıması zor bir yüktü.
  • Asla savaştığım adamı yenmeye çalışmam. Onun güvenini yenmeye çalışırım. Şüphenin bulaştığı zihin zafere odaklanamaz.
  • Hiçbir şey gelecekten daha kasvetli değil, belki geçmiş hariç.
  • Denize bakan bir uçurum boyunca parmak uçlarında yürüyen bir çocuk gibiydim.
  • Bizi bırakanları hatırlamak için bir şey saklamalıyız her zaman.
  • Mücadelemiz ve zaferlerimiz ne olursa olsun, onlar için ne denli acılar çekersek çekelim, hepsi kısa süre sonra kağıdın üstündeki mürekkebe damlayan su gibi akıp gidecek.

-Filmden- 




3 Temmuz 2013 Çarşamba

Dan Brown - Cehennem || Kitap Yorumu

Cehennem - Inferno
Harvard Üniversitesi Simge bilim Profesörü Robert Langdon başından vurulmuş bir halde hastane odasında gözlerini açar. Ne buraya nasıl geldiğini ne de nasıl vurulduğunu hatırlamaktadır. Camdan gördüğü manzara karşısında altüst olan profesör, evinden binlerce kilometre uzakta, Floransa’da olduğunu anlar. Yaşadığı korkunç baş ağrısına eşlik eden tek şey; sürekli kâbuslarında gördüğü kan kırmızısı bir nehrin karşısından kendisine seslenen gümüş saçlı güzel bir kadın ve toprağa baş aşağı gömülü can çekişen bedenlerdir. Langdon gördüğü kâbusları anlamlandırmaya çalışırken kadın bir suikastçı tarafından takip edildiğini, kendine tedavi uygulayan doktorlardan biri gözlerinin önünde vurulunca anlar. Hastanede görevli diğer doktorlardan biri olan Sienna Brooks’un o ölüm kalım anında yardım etmesiyle hayatta kalır. Simge bilim profesörü kendini bir anda ipuçlarını Dante’nin cehenneminde bularak çözmesi gereken korkunç bir senaryonun içinde bulur. Floransa’nın tarih kokan dar sokaklarından Venedik’in muazzam bazilikalarına uzanan semboller zinciri Langdon’ı insanlık tarihini sonsuza dek değiştirebilecek bir mekâna sürükler. Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul’dur. Ve bu şehirde ya insanlık tarihi baştan sona yeniden yazılacak ya da bunu yazacak hiç kimse kalmayacaktır... 
.. Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion’unda ve kulağını yere daya, dinle suyun şırıltısını. 
Batık sarayın derinliklerine in, orada, karanlığın içinde bekler khtonik canavar kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün ki yansıtmaz yıldızları... 
... Dan Brown, dünyanın birçok ülkesinde çok satanlar listesine giren; Kayıp Sembol, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Dijital Kale gibi kitaplarının yanı sıra tüm zamanların en çok okunan romanlarından biri olan Da Vinci Şifresi’nin yazarıdır. New England’da eşi ile birlikte yaşamaktadır.
Ciltli (Sert Kapak): 
Sayfa Sayısı: 576
Baskı Yılı: 2013
Dili: Türkçe
Yayınevi: Altın Kitaplar

Uzun zamandır blogta yazı yazamıyorum gezi olayları bir girdi araya sonra da ben saldım gitti baya. Şimdi yazmadığım süre içerisin de okuduğum kitapları zaman buldukça yazıcam. Evde nerdeyse her Dan Brown kitabı olmasına rağmen hiçbirine elim gitmedi bugüne dek. Cehennem okuduğum ilk Dan Brown kitabı oldu. Şimdi en kısa sürede diğerlerini de okuyacağım. İnstagramda ve birçok sosyal ağda bulunan kitap kardeşliği haziran ayında Cehennem'i seçince çok ilgi uyandıran kitap oldeuğundan seve seve dahil olduğum bir ay oldu.
Kitap inanılmaz sürükleyiciydi. İçinde bir kaç tane ters köşe vardı insanın ummadığı gibi gelişen olaylar vs. Kitabı elimden bıkraktığımda bile aklım onda kaldı. Hem bitmesin isteyip hemde sonunu merak ettiğim için sürekli okuduğum bir kitaptı.
Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Puanım: 5/5

Altı Çizili Cümleler:



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...