22 Kasım 2013 Cuma

Kitap Alışverişi #7

Evet bendeniz TÜYAP'a gidemeyince hırsımı kitap sitelerindeki indirimlerden aldım. Neden gidemedim çünkü TÜYAP'tan bir kaç gün önce alışverişe çıktım ve annemin "istediğini al kızım ben sana fuar için ayrı para veririm" gazı ile fuar için ayırdığım paranın altından girip üstünden çıktım. Anneme de beklediği yerden para gelmeyince olan bana oldu. Fuar süresi boyunca evde iç çekmeler, kafayı yemeler geldi gitti. Ağladım bile!!

Neyse geçti gitti, seneye artık. Bende bu sinirde bu ay ki haftalık aylık tüm harçlığı kitaba yatırmaya ant içtim ve Allah ne verdiyse D&R'ın Kasımda İndirim Başkadır sloganına daldım ve sonuç ortada. En alttan en üste sayayım.
Köken'i söylememe gerek yok herhalde Opal öyle bir yerde bitti ki 4. kitap için gün saydım nerdeyse. Ama yine de onu okumayı erteledim. Tatlı Bela serisini sevince Araf'ın da kapağına içim gidince dedim yazar iyi yazıyor zaten kötü değildir diye alıverdim Araf'ı. Böğürtlen Kışı'nı okuma şenliği kış kategorisi için aldım. Aslında o kategori de Kış Bahçesi'ni okuyacaktım ama okuduğum kitabı yeniden okuyacağıma yeni kitap almayı tercih ettim. Sait Faik'in Son Kuşlar ve Lüzumsuz Adam'ı aldım uzun süredir okumak istiyordum. Sıcak Ayaz'a twitter da görüp merak ettiğim bir kitaptı ama öyle çok büyük beklentilerim yok açıkçası. Gidiyorum Bu yine uzun zamandır almak istediklerimden 2054: Çıkış Yok okuma şenliği ilk kategori için Yine Gazi Mustafa Kemal - Mektuplarım da okuma şenliği için. Diğerleri ise merak ettiğim ve aldığım kitaplar. Özellikle Freud'un Kız Kardeşi.
En başta ki ise kitap değil DVD okuma şenliğinde filmi olan kitap kategorisi için Ejderha Dövmeli Kızı seçtim filmi de internet yerine DVD'den rahat rahat izlemek istedim.

Bunun dışında bir de Yeraltından Notlar'ı aldım ama o hala tedarik sürencinde yazıyor.
 böylelikle Tüyap'a gidememenin acısını çıkardım : )

Herkese iyi okumalar, bol okumalar ^^

21 Kasım 2013 Perşembe

Burçak Çerezcioğlu - Mavi Saçlı Kız || Kitap Yorumu

Kitabın Adı: Mavi Saçlı Kız
Yazarın Adı: Burçak Çerezcioğlu
Sayfa Sayısı: 288
Basım Yılı: 1997
Dili: Türkçe
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları






Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi bazen çok incelebilir. Bu çizgide yaşanan hayatlar vardır. Can yakıcı hayatlar. Emek emek büyütülen sevgiler vardır. Cesaret olmadan tek adım atılamayacak tehlikelerin içine sokar insanı. Acıya beklenmedik faturalar çıkarır. En umulmadık anda, renkler değişir. Küçücük bir yaşamın ardında kalan, insanın kendisinden büyütüp sevdiği, korumaya yazgılı olduğu bağlılıklar vardır. Burçak Çerezcioğlu, 16 yaşında lösemiden öldüğünde, cesareti, sevgiyi ve yaşamı tanıyordu.Bu kitapta, kısa bir yaşamın kederini, güzelliğini, acısını, bir savaşı okuyacaksınız. Ne yazık ki kurmaca olmayan bir hayatın öyküsünü. Bir babaya, bu dizeleri yazdırmış bir hayatın. Sabahları hasta uyanmanı istiyorum. Hastaysan eğer yaşıyorsun demektir.

Kitabı bitireli 20 dakika kadar olmasına rağmen gözyaşlarımı yeni yeni dindiriyorum diyebilirim. Mavi Saçlı Kız benim seneler önce okuduğum, hatta okuduğum ilk kitaplardan biridir. İnsanın içine dokunan hatta içini yakan bir hikaye. Bir kitaptan çok daha fazlası. Yarım kalmış bir hayatın kanıtı en kötüsü..
Burçak Çerezcioğlu

Okumayan kalmışmıdır bilmiyorum aslında bu kitabı. Mavi Saçlı Kız, daha 14 yaşında Lösemi'ye yakalanan Burçak'ın günlüklerinden derlenen bir kitap. Onun 16 senelik hayatına açılan bir pencere. Kitabın ilk  sayfaları o kadar normal ki, normal bir kızın sıradan günlük yaşamını okurken her şey bir anda tepetakla oluyor.
Ve kitap aslında Türkiye'de sağlığın nasıl önemsenmediğinin de bir kanıtı. Lösemi gibi teşhisi kolay (keşke tedavisi de teşhisi kadar kolay olsa) bir hastalığı nasıl başka teşhis koyabilirsin ya. Birde seni hastaneye prof. diye koymuşlar. İstisnaları geçerek söylüyorum ki Türkiye'de ki hastaneler de insan canına zerre değer verilmiyor. Bunu kitapta bir kez daha görüp, anlıyorsunuz. Burçak çok büyük acılar çekiyor. Ancak 1 sene sonra hastalığını atlatıyor. Her şey normale döndü, dönüyor derken hastalığı nüks ediyor ve tedavi olduğu hastaneye gittiklerinde hastalığının ilk yakalandığı döneme döndüğünü ve artık yapılacak bir şey kalmadığını söylüyorlar. 95 yılında, 16. doğum gününden 4 gün önce bu boktan dünyaya gözlerini kapatıyor. Günlüklerinden ziyade arkadaşlarına yazdığı mektuplar, babasının ve annesinin yazıdığı minik yazılar, fotoğraflar ve onun için düzenlenen yardım kampayalarının gazete küpürleri vs her şey var kitapta. Son sayfalarda arkadaşına yazdığı bir mektubun parçası beni hıçkırıklara boğdu bir de sonu tabi ki.
Anlatılcak pekte bir şey yok aslında alın okuyun hala okumadıysanız inanın hayata bakış açınız değişecek. Ne kadar da küçük şeyleri dert edindiğiniz ile yüzleşeceksiniz.


Altı Çizili Cümleler:
1. Hayatım boyunca yaptığım, ayakta kalmak, mutlu olmak, başarabildiğim tek şey daha güzel, daha mutlu günleri beklemek oldu. Her zaman bir şeyleri bekleyerek yaşıyorum.
2. İnsan üzüntüden nasıl ölmüyor, anlamıyorum.
3. İstanbul insanı yiyip bitiren bir şehir. Çok kalabalık, çok pis, çok gürültülü. Bir de sanki İstanbul'un üsütünde kara bir bulut varmış gibi, huzurlu bir şehir değil bence. İnsanları sürekli mutsuz. Sabah sokağa çıktığınız da yüzü gülen kaç kişi görebiliyorsunuz?
4. Neden hepimiz hayatı dolu dolu yaşamak yerine, hayatı monoton bir halde yaşıyoruz. Eğer yaşamak buysa biz yaşamıyoruz. Muhakkak bir şeylerin elimizden kayması ve acı günlerimi yaşamamız gerek sanki? Bunlar ders olmadan anlayabilsek yaşamanın değerini, her şey çok daha güzel olurdu.

Bunu Blogumda Paylaşabilirim. Hürriyet Benim.

Hürriyet; gündeme dair cesur bir projeyle karşımızda. TBWA\ISTANBUL'un hazırladığı proje kısa zamanda oldukça ses getirdi. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırt etmeden bireysel özgürlükleri konu alan projenin amacı Türkiye'nin dört bir yanından insanların hürriyetlerini dile getirmeleri ve seslerini duyurmaları...

Bu proje katılımcıların kendi hürriyetlerini anlatmaları için tasarlandı, katılımcılar videolarını oluştururken ilham versin diye de bir film hazırlandı.

Hürriyet, herkesi kendi hürriyet cümlelerini yazmaya ve hürriyet şarkılarını yaratmaya davet etti. Kullanıcılar içinde kendi fotoğraflarının da olduğu hürriyet filmleri yaratabiliyor ve bu filmleri sosyal medyada dilediğince paylaşabiliyor. Ayrıca seçtikleri mesaj ve fotoğraflarından oluşan bannerı hurriyet.com.tr sayfalarında yayınlanıyor. Kısaca proje tamamıyle interaktif bir proje olarak kurgulandı. www.hurriyetbenim.com üzerinden ilham verici videoyu seyredebilir, kendi video ve bannerınızı yaratabilirsiniz.


"Hürriyet Benim" filmi, daha TV’ye çıkmadan viral olarak sosyal medyada gösterildi ve çok kısa sürede yayılarak; sosyal medyada konuşulmaya ve paylaşılmaya başlandı. Kullanıcıların katkılarıyla yapılan klipleri Twitter'dan #hürriyetbenim hashtag'iyle takip edebilirsiniz.

Ben de kendi videomu oluşturdum ve benim için hürriyetin ne demek olduğunu anlattım. İzlemek için;
http://hurriyetbenim.hurriyet.com.tr/video.aspx?k=NEO24AZSDO4
Bir boomads advertorial içeriğidir.

19 Kasım 2013 Salı

İhsan Oktay Anar - Puslu Kıtalar Atlası || Kitap Yorumu

Kitabın Adı: Puslu Kıtalar Atlası
Yazar Adı: İhsan Oktay Anar
Sayfa Sayısı: 238
Basım Yılı: 1995
Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık





Puslu Kıtalar Atlası
Bir "ilk kitap", Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar... "Yeniçeriler kapıyı zorlarken" düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: "Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır." Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve "puslu kıtalar" üzerine bir roman. Hulki Aktunçun önsözüyle...

 Puslu Kıtalar Atlasını bundan 4 sene önce dershanede ki Edebiyat hocam tavsiye etmişti ki ilk tavsiyesi olan Kürk Mantolu Madonna'dan memnun kalmama rağmen bu kitabı bir türlü almaya elim gitmemişti. İtü Sözlükte "dershanedeki edebiyat hocamın tavsiye ettiği hala okumadığım kitap." şeklinde girdiğim enty en sevilmeyen eserim olunca dedim ki büyük bir şey kaybediyorum galiba. Bayramda alışveriş yaparken kitapçıda gözüme çarptı ve dedim ki artık alıyım ama yine kitaplıkta kalmıştı ki Okuma Şenliği ve benim okumaya 1995'te başlamam kitabı raftan kurtardı.
Öncelikle söylemeliyim ki yazarın dili kimilerinin abarttığı kadar ağır değil hatta akıcı denebilecek bir dile sahip ancak bunun dışında kitabın konusu yazarın dili kadar akıcı değil. Azıcık fantastik, azıcık felsefi masal tadında bir kitap. Eski İstanbul döneminde geçiyor o tarihi dokuyu sonuna kadar hissediyorsunuz ancak benim gibi tarihle pek arası olmayan biriyseniz yer yer sıkılmanız mümkün. Şöyle diyebilirim ki kitabın ilk yarısı biraz karmaşık gelse de ikinci yarısı daha anlaşılır oluyor. 
Kitabın belli bir ana karakteri yok gibi çünkü her karakter ayrıntılarıyla anlatılmış, işlenmiş. Ancak kitabın sonunda tüm bağlantı Uzun İhsan Efendi ile kurulunca ana karakterin o olduğunu anlıyorsunuz.
Okuyun diyebileceğim bir kitaptı. Kimilerinin abarttığı gibi tekrar tekrar okuyabileceğim bir kitap değildi.


Altı Çizili Cümleler:
Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.

18 Kasım 2013 Pazartesi

MİM # Sonbaharı Seviyorum!

İlk mim'im en sevdiğim mevsimle ilgili olsun istedim. Baktım kimsenin beni mimleyeceği yok bende herkese ithaf edilen mimi kaptım geldim ^^
Söz konusu sonbahar olunca kahverengiler turuncular ön plana çıkıyor :)

1. Sonbaharda en sevdiğin şey / şeyler nelerdir? 
Sonbaharın en sevdiğim yanı o bunaltıcı sıcağın ortadan kalkması ile rahat nefes almak. Ve bu hafif serin mevsimde yapılacak en güzel şey sahil kenarında yürüyüş ve yağmurlu havada kitap okumak olsa gerek.

2. Sonbaharda en sevdiğin kıyafet ?
Ben mont falan seven bir insan değilim o yüzden kıştan nefret ederim ama tam mevsimlik olan örgü hırkalar sonbaharın favorisi!

3. Sonbaharda makyaj trendin nedir?
Makyaj ile aram yok ama bakır tonları tercihim olur.

4. Sonbaharda en sevdiğin yemek / içecek?
Her mevsimin favorisi bu mevsimde de galip; KAHVE!

5. Sonbaharda başlayan TV dizilerinden en çok beklediğin dizi hangisi?
Ekim de başladığını varsayarsak The Vampire Diaries , Supernatural ve sonunda bu ay başlayan Lost Girl.

6. Sonabahar geleneğin nedir?
Hava tam dışarı çıkıp gezmelik olduğundan fotoğraf çekmek sonbaharı en güzel yanı. 
Birde sıcak su torbasıyla uyumak (:

Bende isteyen herkese gönderiyorum!

12 Kasım 2013 Salı

Ahmet Altan - En Uzun Gece || Kitap Yorumu

Kitabın Adı: En Uzun Gece
Yazarın Adı: Ahmet Altan
Sayfa Sayısı: 320
Basım Yılı: 2005
Dili: Türkçe
Yayınevi: Alkım Yayınevi




Hayatında herkesten ve her şeyden fazla sevdiği erkekten kaçarak Güneydoğu'nun dağlarında uluslararası bir araştırma grubuna katılan bir kadın.
Bir daha hiç kimseyi o kadını sevdiği gibisevemeyeceğini bilmesine rağmen ruhundaki zaafları saklamak için yaptığı vahşice hatalarla karşısındakini yaralayan bir adam.
Gerçek aşkın korkunç ağırlığını taşıyamayarak bir
köprü gibi çöküp iki kıyısında iki insanı çaresiz bırakan
bir ilişki.
Affetmelerine izin vermediği için kendi hafızalarından
bile nefret etmelerine rağmen affetmeyi beceremeyen insanların içine hapsoldukları bir yalnızlık.
İki insanın bütün zekâlarını kullanarak öldürmek için uğraştıkları ve her yediği darbeyle biraz daha hastalanarak güçlenen bir tutku.
Kutsal Mezopotamya ovasının eteklerinde yükselen dağlarda süren tehditkâr bir hayat.
Bu iki insanın yaşadıklarını izleyen herkesin sorduğu bir soru:
"Hayatım boyunca beni böyle seven biri oldu mu?"

Kitap inceydi ancak 4 günde bitti. Konusu vs kesinlikle kötü değildi ama nasıl desem içime çok dokundu sindirmem zaman aldı okurken. 
Kitap adını baş kahramanı olan Yelda'dan alıyor. Olay genel olarak Yelda ve Selim'in ilişkilerini anlatıyor. Yelda kendine en çokta zekasına çok güvenen bir kadın. Yaşadığı ailenin tek kızı ve abilerinin arasından sıyrılmak için sürekli çalışan biri. Hayatına almak istediği adamda zeka olarak kendine eş biri olsun derken Selim ile tanışıyor. Onun duruşundan, zekasından hoşlanıyor ve bir ilişkiye başlıyor. Biraz çarpık bir ilişki diyebilirim. Okuyunca sizde anlayacaksınız zaten. Yelda bir yerden sonra Selim'e öyle bir bağlanıyor ki gözü ondan başlasını görmeyecek, onsuz nefes alamayacak hale geliyor. Saplantılı bir aşk demek yerinde olur. Selim de Yelda'yı seviyor ancak ilginç bir şekilde sevgisini göstermekten çekinen bir adam, duygularını dile getiremeyen aşkını da nefretini de içinde yaşayan biri. Aslına işlerin bu kadar sarpa sarmasına sebep olan da bu durum. Selim, Yelda'yı aldatıp yakalanıyor ve onu affedemeyeceğini anlayarak onu terk ediyor ve bir çalışma grubuna katılarak Güneydoğu'ya töre cinayetlerini araştırmaya gider ve bundan itibaren Yelda'nın hayatı bambaşka bir boyuta taşınır. Selim'i unutma çabaları , iş arkadaş ilişkileri derken her şey bambaşka bir hal alır. Yer yer duygularıma tercüman olan Yelda'yı bazen öldürmek istedim. Böyle kaprisli böyle kıskanç bir kadın olabilir mi? Evet olabilirmiş. Her ne kadar bu aşk döngüsü devam ederken bir yandan da Güneydoğu'da olan töre cinayetlerine bir pencereden bakıyoruz ki yürekleri dağlayan, insanın içine oturan olaylar görüyoruz. Yelda burada 12 yaşında bir çocukla tanışıyor Heja, onu daha ilk gördüğü andan itibaren çok seviyor.Heja daha 12 yaşında abilerini töreye kurban vermiş ve evlat acısında konuşmayı unutmuş annesiyle yaşayan bir çocuk. Yelda onun masumiyetini öylesine seviyor ki İstanbul'a dönerken onuda yanına almayı düşünüyor hatta bırakmak istemezse annesini bile götürmeyi düşünüyordu. Ancak Heja kuryelik yapıyor şüphesiyle teröristler tarafından öldürülüyor. Kitabın burasında hıçkırarak ağladım. Yelda bunun üzerine Selim'i arayıp Heja'nın öldüğünü söylüyor ve Selim Yelda'ya geri dönmesini istiyor ancak Yelda arkadaşlarını bırakıp dönemeyeceğini söylüyor ve Selim o halde ben geliyorum diyerek Yelda'nın yanına gelme kararı alıyor. Bundan sonra beni şoke etti diyebilirim Kitabın sonu hiç beklediğim gibi olmadı. Yelda'nın çalışma turunda yaşadıklarını ve yaptıklarına hiç girmedim Heja kısmı hariç çünkü okuyun. İlk sayfalarda betimlemelerden sıkılsam da daha sonra o betimlemeler sayesinde tüm duyguyu içimde hissettim. Biraz can yakan bir romandı En Uzun Gece..


Altı Çizili Cümleler:

  1. Boynunun kokusu hala burnumda, biliyor musun?
  2. Hayatıma nasıl bir zamanda girdiysen, nasıl özel bir zamana denk geldiysen anlayamadığım bir şekilde içime fresk gibi kazındın, seni oradan çıkarmak için benim bütün varlığımı yok etmek gerekecek.
  3. "Aslında hata yaptığımı biliyorum" demişti, " ama seninle hata yapmamak mümkün değil."
  4. Seni bu yüzden affetmeyeceğim, bunca mutsuzluğun içinde hep benim mutluluk hayalimi ayakta tuttuğun için, o hayal yıkılsaydı daha çabuk kurtulabilirdim ama buna hiç izin vermedin.
  5. Bir ilişkinin cesedini taşıyorum sırtımda.
  6. Onu kimseyi sevmediğim gibi sevdim. Nasıl olduysa onu çok derinlerimde bir yere yerleştirdim. Biri ona dokunduğunda, benim varlığımın özüne yada o öze çok yakın bir yere dokunuyor. Onun için böyle dengem alt üst oluyor.
  7. "Ne tuhaf ilişki," dedi kendi kendine, "hiç bitmiyor, hem bizi öldürüyor, hem bizi diriltiyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...